Kafama Göre

Ruhsuz Hayat Fasılları

Ruhsuz hayatın fasıllarını yaşıyor insanlık. Bir öyle dolanıyor, bir böyle hayatın karmaşık sokaklarında. Canlılık emaresi sadece nefes alışlarda… Ruhlar can çekişmenin tadında huzura ermiş adeta. Ölen ruhların fasıl fasıl görüntüleri düşüyor ajanslara.

Dünyadan beklentileri sınırlı insanların. Ölene kadar gezmek, biraz para, gerisi hava cıva…

Dedim ya azizim, ölmüş ruhlar arasında cehennem hayatı yaşıyor insanlık. İstanbul’u fethettiren ruh artık nerde? Başını vermeyen şehidimin başı çürüdü kederinden. Giden şanlı akıncı da dönmesin artık yurduna. Bize emaneti böyle değildi. Bari bıraktıklarının hayaliyle mutlu kalsın. Bırak bari şiirlerde kalsın ümitlerimizin güzellikleri.

Azizim! Gençliğin aklıyla arasında bir karış vardı eskiden, şimdilerde mesafeyi ölçmek ne mümkün! Edep sınırları artık tarumar oldu. Hayanın gölgesi bile yok ortada. Basit bir yenicilik anlayışıyla yaşanır olmuş duygular. Hep değişmeyen hikaye son baskıda. Her gün yeni bir aşk, her hafta yeni bir moda… Yıkıntı sevdaların esintili modasında sonu gelmez yalanlar sahnede…İki satırı okumaktan aciz hale gelmiş gençlik. Kurguları aynı olan onlarca filmi izlemekten sıkılmaz. Her yanlışa bir cevabı vardır, gel düzeltelim desen bahanesi dağlar kadardır. Gençliğin göçen ruhi sağlığının enkazından geriye kalan toz bulutlarının arasında yolumuzu bulmaya çalışırken, uyuşmuş ruhlar can çekişmesini de tamamladı Azizim. Sokaklarda gençlik öleli yıllar olmuş. Haber et Azrail’e (as) zahmet etmesin.

Bu arada unutmadan azizim, kaybetmediği tek kimliği milliyetçiliktir bizim gençliğin. Şehit cenazelerinin ardından yorgun ruhunda hafif bir seyrime belirir. Savurur ağzına ne geldiyse. O kadar milliyetçidir ki faysbukta vidyo * paylaşmayı vatanperverlik olarak görür. Mutlu olur.

İcraatta sıfır, laf üretmekte sonsuz kabiliyet sahibi insanlarla dolu sokaklar. Tüm tembelliklerimize, başarısızlıklarımıza mesul olacak bir düşmanımız vardır zaten. Hepsini bir kazana doldurur sabah akşam kaynatırız. “Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul’u” diyerek atını hırçın sulara doğru şahlandıran Hazreti Fatih bu bedbahtsızlıklarımıza ne derdi acaba?

Her geçen gün avuçlarında kayan insanlığın ardından ağlamaklı ses tonunla bağırma artık azizim. Kıyamet sabahına doğru akan gönüller, dizlerinde derman kalmayasıya kadar çekecek dünya azabını.

Ve sonunda bedenen bir ölüm ansızın yakalayacak herkesi.

Ölümden sonra dirilmek hak! Amenna! Lakin böyle ruhları ancak cehennem diriltecek.

İnsanlık bir yıkıntının içinde çabalarken sen de durma azizim! Benim umutlarımı gömdüğümü sanma. Her sabaha bir umut dikiyorum geceden. Her gün aşkla suluyorum. Ve her gece tekrar yıkılıyorum. Satırın başı da sonu da aynı unutma!

*Türkçe okunduğu gibi yazılan bir dildir.

Yazan: Mustafa TÜRK
Yayınlayan: Ben. Bu güzel kompozisyonu yayınlamak da bir şereftir. Yazmak lazım bir şekilde bir yerlere.

Yazar Hakkında

Mehmet Emre Baş

Uludağ Üniversitesi’nden makine mühendisi olarak mezun oldum. 2009 yılından itibaren SEO sektöründe kendini geliştirdim ve bu alanda kariyerime başladım. SEO Yöneticisi olarak çalışmaya devam ediyorum. Algoritmaları takip etmek ve test etmek severek yaptığım işler arasında. bloglamayı da seviyorum.

Yorum Yap